umutyasarozgen

Devlet veya Komün: Ekim Devrimine Zapata’nın Topraklarından Bakmak – Bruno Bosteels

Komünizmin Güncelliği

02.mexrev.history.xxxx10.mr

Ekim Devriminden tam yüz yıl sonra komünizmin bugünkü kaderi nedir? 1917’yi Sovyetler Birliği ile sınırlı olmayan enternasyonalist bir perspektiften düşünebilir miyiz? Şayet, 1917’de başlayıp 1979’da belki de söz konusu döngünün son devrimci tecrübesine işaret eden Nikaragua’daki Sandinistlerle sonlanan devrimci idealin her çeşidinin olduğu söylenebildiği, kısa yirminci yüzyılın, 1910 ve 1920 arasındaki Meksika Devrimi ile Latin Amerika’da başlamış olabileceğini düşündüğümüzde bakış açımızda önemli bir değişiklik olur mu? Río Grande’nin güneyindeki Ekim Devrimi hakkında gerçekte neyin bilinmekte olduğunu ortaya çıkarmanın skolastik sorunu dışında, Emiliano Zapata’nın topraklarından 1917 yılına dönüp baktığımızda hangi başka sorunlar açık ve belirgin hale gelir?

Öncelikle, bu soruları ele almaya başlamaya bile, metodolojik ilkenin başlangıç kayması ile başlamak yerinde olabilir. Özellikle, reel komünizmi ya da sosyalizmi başarısızlık açısından değil de yenilgi açısından düşünmemizi öneriyorum. Bu yer değiştirme yalnızca bir sözcük seçimi meselesi olarak yüzeysel görünebilir, fakat bir sözcüğü diğerinden çok seçmenin sonuçlarının kayda değer olduğuna inanıyorum.

Berlin Duvarı’nın yıkılmasından…

View original post 5.228 kelime daha

Reklamlar

Komünist rejimleri post-Marksist teoriler mi yıktı? – Branko Milanovic

Dünyadan Çeviri

978-0-8223-2124-8_prSovyetler Birliği’nin yıkılışı tarihteki en sıra dışı olaylardan biri. Bu güç ve büyüklükteki bir imparatorluğun, böylesine hızlı ve kavgasız şekilde iktidarından vazgeçerek iç çekirdeğinin (Sovyetler Birliği) ve bağımlı devletlerinin (Doğu Avrupa) dağılmasına izin verdiği görülmüş şey değil. Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar süren bir çözülme süreci geçirdi ve hem batılı güçler ve Rusya ile girdiği sayısız savaşla hem de sayısız ulusal bağımsızlık mücadelesi (Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan) sonucu parçalandı. Habsburg İmparatorluğu tarihin o güne kadarki en büyük çatışması olan dört yıllık bir savaşın ardından dağıldı. Aynısı Rus İmparatorluğu ve Hohenzollern’ler için de geçerli. Ama Sovyet imparatorluğu neredeyse barışçıl şekilde ve savaşsız pes etti. Bu nasıl oldu?

View original post 765 kelime daha

Güç İlişkileri – Gérald Sfez

Komünizmin Güncelliği

41pitH7GdaL“Düşünceler arası ilişki bir güç ilişkisidir, egemen düşünce bu ilişki içinde ezilen düşünceyi tabi kılar ya da marjine sürer.”
(Amiens Savunusu, Louis Althusser)

“Üretim ilişkileri” ya da “sınıf ilişkileri” ifadelerinden çok daha az kullanılan “güç ilişkileri” ifadesi, politikanın her türlü teorisinde ve pratiğinde apaçık bir rol oynar. Marksist zeminden farklı bir alandan, özgül askeri terminolojiden kaynaklanan bu kavram, Marx ve Engels’in eserlerinde seyrek olarak karşımıza çıkar; daha ziyade –özellikle- Leninist söylemde ve ardıllarının söylemlerinde yer alır. Lenin, “Sol” Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı’nda ve Sosyal Demokrasinin İki Taktiği’nde, her tür komünist mücadele için gerekli önkoşul olan güçler ilişkisinin doğru değerlendirilmesinin zorunlu koşullarını tanımlar: “Kendi kendine devrimci sınıfın öncüsünün ikna edilip edilmediğini sormak yetmez; ayrıca verili bir toplumun tüm sınıflarının, kesinlikle istisnasız tüm sınıflarının tarihsel olarak etkili güçlerinin, nihai savaşa tamamıyla uygun bir şekilde dağılıp dağılmadıklarını bilmek gerekir, bunun için: 1) düşmanımız olan sınıfların tüm güçlerinin yeterince zor durumda bulunup bulunmadıklarını, kendi…

View original post 802 kelime daha

Godot Sendromu ve Devrimcilik / Umut Kocagöz

TEMSİLİYETSİZ

*Bu yazının bir versiyonu daha önce Yeşil Gazete blogunda yayınlanmıştır.

Türkiye’de bugün kötü ve genel olarak bilindiği anlamda nihilist olmak, yahut hadi diyelim sinizme kapılmak için yeterli koşul, her türlü neden var: savaş, iç savaş, dış savaş, darbe, kriz, faşizm, diktatörlük, örgütsüzlük… Örgütlü kötülük, yani kapitalizm, hem çok güçlü, hem çok örgütlü, hem silaha kaba şiddete çok dayalı, hem sevimsiz, hem binbir renk ve çeşit altında hayatlarımızı esir almış durumda. Güçsüz hissetmemek, güçsüzlüğün içine çekilmemek için hiç bir sebep bulunmuyor. Herkes haklı.

Spinoza, kederin bir iktidar mekanizması olduğunu söylediğinde böyle bir Türkiye hayal etmemişti. Evet, bugün örgütlü keder, örgütsüz neşeyi çoktan boğdu, onu binbir velvelenin içine hapsetti; dahası, neşeli olmak bir lüks, bir orta sınıf fantazisi haline geldi. Bu biraz da Türkiye’yi daha çok böldü. Çünkü neşenin yaşanmasını da küçük gündelik hayatlar içerisine sıkıştırdılar. Bu da bizleri daha fazla karamsarlığa, bir vicdani zayıflığa, kedere itti.

Bunun tespiti de belki bir…

View original post 785 kelime daha

Marksizmin Krizi Üzerine Sesli Düşünceler – Erdem Bulduruç

Komünizmin Güncelliği

319526_260138884016711_1721577567_n
Komünün yenilgisi sonrası Lenin tartışmasının ilgi odağı olarak devlet tartışmasını seçti. Lenin’in teoriyi pratik içerisinden yeniden kurduğu yer önümüze atttığı bu tartışmaydı. Elbette tartışmanın kökenleri Babeuf’e kadar uzanıyordu. Lenin Komünün yenilgisini Komünün devlet biçimi olarak direnemesi diye okudu ol sebepten devletsizlik tartışması yerine, demokrasinin fethi olarak proleterya diktatörlüğü demek yerine demokrasiyi bir devlet biçimi dışında düşünmek yerine soyutlamasını en uç sınırını devlet olmayan devletle sınırlandırdı. Lenin komünün yaşamasının mekansız ve zamansız olan komünizme yer tayin etmek olduğunu düşünmüştür. Bu da Lenin açısından her devrimin asal sorunsalının iktidar yani devlet iktidarını ele geçirmek olduğudur. Lenin proleterya diktatörlüğünü devrime dair ama devletin garantörlüğünde bir tartışma olarak ele aldı.
Bunu gerek Lenin’in Paris Komünü’nü bir devlet biçimi olarak okumasında, gerek demokrasiyi bir devlet biçimi olarak düşünüp devletsizliği ve başka bir dünyanın sırrını bildiren proleteryayı[*] devlet biçimi tartışmasına dahil edip proleterya demokrasisi adıyla kurmuş olduğu türedi kavramı kullanmasında gerekse de
demokrasiye gâh devlet biçimi…

View original post 722 kelime daha

#Hayır, hiç olmamış gibi başlamak / Atıf Güney

TEMSİLİYETSİZ

#Hayır, hiç olmamış gibi başlamak: Ezilenlerin Kendini Örgütlemesi Üzerine  / Atıf Güney

Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel süreç birtakım yenilikler ile beraber eskinin birçok dinamiğini de içinde barındırıyor. Esas yeniliğin, Gezi direnişi ile birlikte devlet-olmayan cephesinde önemli bir gelişim sağlanmışken açılan o tarihsel dönemin bugün bir anlamda sonunun görünmesi olduğu söylenebilir.1 Gezi, Türkiye’nin yakın döneminde, büyük bir kalabalığı devletin karşısında örgütlemesi, devletin egemenlik alanını daraltması ve kendine demokratik örgütlenme alanları açması ile politik tarihimizde önemli bir açılım yaratmıştı.

Çeşitli seçimler ve nihayet 7 Haziran sonrasında devletin gösterdiği reaksiyon ile, açılan bu dönemin kapandığı söylenebilir. Bu nedenle referandum devletin kendisini yeniden örgütlemesi açısından tarihsel anlam ifade ediyor. Nihayetinde, Gezi ile açılan dönem karşısında devletin temel tutumu devlet olduğu gerçeğini hatırlamak ve hatırlatmak oldu. Devletin bekası için ve devlet adına devlet içi iktidar çatışmalarının olabileceğini, devletin egemenlik alanında olmayan bölgelere kadar uzanan çatışmalar ve savaşlar yaşanabileceğini, devletin kırılganlığını ve gerektiğinde ne ölçüde…

View original post 1.626 kelime daha

KÖKENİ RADİKALLEŞTİRMEK: FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİ OLARAK GERİ DÖNÜŞÜ – Jason Read

Komünizmin Güncelliği

 crisis and critique 1

Çeviri: Eser Kömürcü

Özet: Bu yazıda felsefi antropolojinin Etienne Balibar, Pierre Macherey ve Paolo Virno’nun eserlerinde ekonomi politiğin eleştirisi olarak geri dönüşü incelenecektir. Bu geri dönüşün artık bir insan özünün yabancılaşması veya gerçekleşmesi meselesi değil, fakat insan fikrinin kendisinin de emek gücünün sömürüsü içinde ve onun aracılığıyla üretildiği meselesi olduğunu iddia ediyorum. Birinin emek gücünü satmasının, çalışma kapasitesini satmasının günlük edimi, insanlığın antropolojik kavramını potansiyel olarak, yeni alışkanlıklar edinme kapasitesi olarak yeniden incelemeyi mümkün kılar. Son olarak, politik mücadele zeminini insanın bu genel tanım ve bu tanımın dışarıda bıraktıkları aracılığıyla düşünmemiz gerektiğini iddia ediyorum.

Anahtar Kelimeler: Felsefi Antropoloji, Emek gücü, Pierre Macherey, Paolo Virno, Etienne Balibar.

“Teorinin kitleleri kavrayabilmesi, [göstermek istediklerini] insana yönelik olarak (ad hominem) göstermesiyle mümkün olur; bunu ise ancak radikal olduğu anda yapabilir. Radikal olmak sorunu kökünden kavramaktır. Ama insan için köken yine insanın bizzat kendisidir.”

 Karl Marx

İnsanlık ya da daha da önemlisi, felsefi…

View original post 7.615 kelime daha

KÖKENİ RADİKALLEŞTİRMEK: FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİ OLARAK GERİ DÖNÜŞÜ – Jason Read

Kaynak: KÖKENİ RADİKALLEŞTİRMEK: FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİ OLARAK GERİ DÖNÜŞÜ – Jason Read

Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin

Dünyadan Çeviri

silvia170’lerde, fabrikalardaki birikim sürecinin kadınların bedeninde başladığına işaret ederek ev işini ilk eleştirenlerden biri olmuştunuz. Sonraki yıllarda ne değişti?

Ücretsiz emek patlama yaşadı. O zamanlar özel olarak ev işi diye gördüğümüz şey artık tüm topluma nüfuz etmiş durumda. Aslında, kapitalizmin tarihine bakarsak, karşılığı ödenmeyen emeğin çok yaygın olduğunu görürüz. Köleliği, yeniden üretim emeğini, yarı kölelik koşullarındaki tarım işçiliğini (campesinos’dan peones’e) düşünürsek, ücretli emeğin gerçekten istisna olduğunu görebiliriz. Karşılığı ödenmeyen iş bugün hem geleneksel formlarında hem de yeni formlarda büyümeye devam ediyor çünkü artık ücretli işe erişebilmek için insanların en azından bir miktar ücretsiz iş yapması gerekiyor.

View original post 1.997 kelime daha

Özyönetim: Bölünme ve Birlik Sorunsalı ‘Kurucu Bir Güç Olarak Komün’

Komünizmin Güncelliği

a-commune-meeting-in-Gire-Spi-in-Tal-Abyad-in-rojava

Devletsiz yaşamak mümkün mü sorusunun devlete rağmen sorulması değil, devletle bir tanıma ilişkisi dahi kurmadan(ne -e rağmen ne de anti ön ekiyle) kendi varlık zemininde halkların yaşam gücünün ifadesidir özyönetim.

Özyönetim (auto/nomia) kelimesindeki Yunancası ile ifade edersek buradaki nomos/nomia kural demek değil yaşam gücünün yönetimidir. Bu tartışma bağlamında yönetim kelimesini doğru anlamak elzem. Yönetimi bağlamsallaştırıp bu tartışmada idrak edememizin asıl nedeni onu devlette kayıtlı olarak düşünmemizdir. Buradaki yönetim ne bir govern etme biçimi, yani hükümeti yönetme (govern) ne bir organizayonu yönetme yani management’tir. Özyönetim derken bir devlet rasyonalitesi içindeki yönetme masalından bahsetmiyoruz. O rasyonalitesinin kendisini tanımayan bir yaşam gücünün yönetiminden bahsediyoruz. Yani gücün arttırılması yoğunlaşması yeğinlik derecesinin artması, toplumun kudretlenmesi, özcesi kendini değerli kılmasından.

Yönetimin govern etmek ya da maganement olmadığını belirtmiştik. Yönetim (direct olan) komünal olanın doğrudanlığıdır. Özyönetim tek anlamlılığıyla içerden yönetimdir. Empower’dır. Power burada İktidar değil kendini güçlendirmek yetkin kılmaktır. Yani Spinoza’nın ifadesi ile söyleyecek olursak; kendi kudretlenmesidir…

View original post 437 kelime daha