umutyasarozgen

Godot Sendromu ve Devrimcilik / Umut Kocagöz

TEMSİLİYETSİZ

*Bu yazının bir versiyonu daha önce Yeşil Gazete blogunda yayınlanmıştır.

Türkiye’de bugün kötü ve genel olarak bilindiği anlamda nihilist olmak, yahut hadi diyelim sinizme kapılmak için yeterli koşul, her türlü neden var: savaş, iç savaş, dış savaş, darbe, kriz, faşizm, diktatörlük, örgütsüzlük… Örgütlü kötülük, yani kapitalizm, hem çok güçlü, hem çok örgütlü, hem silaha kaba şiddete çok dayalı, hem sevimsiz, hem binbir renk ve çeşit altında hayatlarımızı esir almış durumda. Güçsüz hissetmemek, güçsüzlüğün içine çekilmemek için hiç bir sebep bulunmuyor. Herkes haklı.

Spinoza, kederin bir iktidar mekanizması olduğunu söylediğinde böyle bir Türkiye hayal etmemişti. Evet, bugün örgütlü keder, örgütsüz neşeyi çoktan boğdu, onu binbir velvelenin içine hapsetti; dahası, neşeli olmak bir lüks, bir orta sınıf fantazisi haline geldi. Bu biraz da Türkiye’yi daha çok böldü. Çünkü neşenin yaşanmasını da küçük gündelik hayatlar içerisine sıkıştırdılar. Bu da bizleri daha fazla karamsarlığa, bir vicdani zayıflığa, kedere itti.

Bunun tespiti de belki bir…

View original post 785 kelime daha

Reklamlar

Marksizmin Krizi Üzerine Sesli Düşünceler – Erdem Bulduruç

Komünizmin Güncelliği

319526_260138884016711_1721577567_n
Komünün yenilgisi sonrası Lenin tartışmasının ilgi odağı olarak devlet tartışmasını seçti. Lenin’in teoriyi pratik içerisinden yeniden kurduğu yer önümüze atttığı bu tartışmaydı. Elbette tartışmanın kökenleri Babeuf’e kadar uzanıyordu. Lenin Komünün yenilgisini Komünün devlet biçimi olarak direnemesi diye okudu ol sebepten devletsizlik tartışması yerine, demokrasinin fethi olarak proleterya diktatörlüğü demek yerine demokrasiyi bir devlet biçimi dışında düşünmek yerine soyutlamasını en uç sınırını devlet olmayan devletle sınırlandırdı. Lenin komünün yaşamasının mekansız ve zamansız olan komünizme yer tayin etmek olduğunu düşünmüştür. Bu da Lenin açısından her devrimin asal sorunsalının iktidar yani devlet iktidarını ele geçirmek olduğudur. Lenin proleterya diktatörlüğünü devrime dair ama devletin garantörlüğünde bir tartışma olarak ele aldı.
Bunu gerek Lenin’in Paris Komünü’nü bir devlet biçimi olarak okumasında, gerek demokrasiyi bir devlet biçimi olarak düşünüp devletsizliği ve başka bir dünyanın sırrını bildiren proleteryayı[*] devlet biçimi tartışmasına dahil edip proleterya demokrasisi adıyla kurmuş olduğu türedi kavramı kullanmasında gerekse de
demokrasiye gâh devlet biçimi…

View original post 722 kelime daha

#Hayır, hiç olmamış gibi başlamak / Atıf Güney

TEMSİLİYETSİZ

#Hayır, hiç olmamış gibi başlamak: Ezilenlerin Kendini Örgütlemesi Üzerine  / Atıf Güney

Türkiye’nin içinden geçtiği tarihsel süreç birtakım yenilikler ile beraber eskinin birçok dinamiğini de içinde barındırıyor. Esas yeniliğin, Gezi direnişi ile birlikte devlet-olmayan cephesinde önemli bir gelişim sağlanmışken açılan o tarihsel dönemin bugün bir anlamda sonunun görünmesi olduğu söylenebilir.1 Gezi, Türkiye’nin yakın döneminde, büyük bir kalabalığı devletin karşısında örgütlemesi, devletin egemenlik alanını daraltması ve kendine demokratik örgütlenme alanları açması ile politik tarihimizde önemli bir açılım yaratmıştı.

Çeşitli seçimler ve nihayet 7 Haziran sonrasında devletin gösterdiği reaksiyon ile, açılan bu dönemin kapandığı söylenebilir. Bu nedenle referandum devletin kendisini yeniden örgütlemesi açısından tarihsel anlam ifade ediyor. Nihayetinde, Gezi ile açılan dönem karşısında devletin temel tutumu devlet olduğu gerçeğini hatırlamak ve hatırlatmak oldu. Devletin bekası için ve devlet adına devlet içi iktidar çatışmalarının olabileceğini, devletin egemenlik alanında olmayan bölgelere kadar uzanan çatışmalar ve savaşlar yaşanabileceğini, devletin kırılganlığını ve gerektiğinde ne ölçüde…

View original post 1.626 kelime daha

KÖKENİ RADİKALLEŞTİRMEK: FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİ OLARAK GERİ DÖNÜŞÜ – Jason Read

Komünizmin Güncelliği

 crisis and critique 1

Çeviri: Eser Kömürcü

Özet: Bu yazıda felsefi antropolojinin Etienne Balibar, Pierre Macherey ve Paolo Virno’nun eserlerinde ekonomi politiğin eleştirisi olarak geri dönüşü incelenecektir. Bu geri dönüşün artık bir insan özünün yabancılaşması veya gerçekleşmesi meselesi değil, fakat insan fikrinin kendisinin de emek gücünün sömürüsü içinde ve onun aracılığıyla üretildiği meselesi olduğunu iddia ediyorum. Birinin emek gücünü satmasının, çalışma kapasitesini satmasının günlük edimi, insanlığın antropolojik kavramını potansiyel olarak, yeni alışkanlıklar edinme kapasitesi olarak yeniden incelemeyi mümkün kılar. Son olarak, politik mücadele zeminini insanın bu genel tanım ve bu tanımın dışarıda bıraktıkları aracılığıyla düşünmemiz gerektiğini iddia ediyorum.

Anahtar Kelimeler: Felsefi Antropoloji, Emek gücü, Pierre Macherey, Paolo Virno, Etienne Balibar.

“Teorinin kitleleri kavrayabilmesi, [göstermek istediklerini] insana yönelik olarak (ad hominem) göstermesiyle mümkün olur; bunu ise ancak radikal olduğu anda yapabilir. Radikal olmak sorunu kökünden kavramaktır. Ama insan için köken yine insanın bizzat kendisidir.”

 Karl Marx

İnsanlık ya da daha da önemlisi, felsefi…

View original post 7.615 kelime daha

KÖKENİ RADİKALLEŞTİRMEK: FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİ OLARAK GERİ DÖNÜŞÜ – Jason Read

Kaynak: KÖKENİ RADİKALLEŞTİRMEK: FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİ OLARAK GERİ DÖNÜŞÜ – Jason Read

Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin

Dünyadan Çeviri

silvia170’lerde, fabrikalardaki birikim sürecinin kadınların bedeninde başladığına işaret ederek ev işini ilk eleştirenlerden biri olmuştunuz. Sonraki yıllarda ne değişti?

Ücretsiz emek patlama yaşadı. O zamanlar özel olarak ev işi diye gördüğümüz şey artık tüm topluma nüfuz etmiş durumda. Aslında, kapitalizmin tarihine bakarsak, karşılığı ödenmeyen emeğin çok yaygın olduğunu görürüz. Köleliği, yeniden üretim emeğini, yarı kölelik koşullarındaki tarım işçiliğini (campesinos’dan peones’e) düşünürsek, ücretli emeğin gerçekten istisna olduğunu görebiliriz. Karşılığı ödenmeyen iş bugün hem geleneksel formlarında hem de yeni formlarda büyümeye devam ediyor çünkü artık ücretli işe erişebilmek için insanların en azından bir miktar ücretsiz iş yapması gerekiyor.

View original post 1.997 kelime daha

Özyönetim: Bölünme ve Birlik Sorunsalı ‘Kurucu Bir Güç Olarak Komün’

Komünizmin Güncelliği

a-commune-meeting-in-Gire-Spi-in-Tal-Abyad-in-rojava

Devletsiz yaşamak mümkün mü sorusunun devlete rağmen sorulması değil, devletle bir tanıma ilişkisi dahi kurmadan(ne -e rağmen ne de anti ön ekiyle) kendi varlık zemininde halkların yaşam gücünün ifadesidir özyönetim.

Özyönetim (auto/nomia) kelimesindeki Yunancası ile ifade edersek buradaki nomos/nomia kural demek değil yaşam gücünün yönetimidir. Bu tartışma bağlamında yönetim kelimesini doğru anlamak elzem. Yönetimi bağlamsallaştırıp bu tartışmada idrak edememizin asıl nedeni onu devlette kayıtlı olarak düşünmemizdir. Buradaki yönetim ne bir govern etme biçimi, yani hükümeti yönetme (govern) ne bir organizayonu yönetme yani management’tir. Özyönetim derken bir devlet rasyonalitesi içindeki yönetme masalından bahsetmiyoruz. O rasyonalitesinin kendisini tanımayan bir yaşam gücünün yönetiminden bahsediyoruz. Yani gücün arttırılması yoğunlaşması yeğinlik derecesinin artması, toplumun kudretlenmesi, özcesi kendini değerli kılmasından.

Yönetimin govern etmek ya da maganement olmadığını belirtmiştik. Yönetim (direct olan) komünal olanın doğrudanlığıdır. Özyönetim tek anlamlılığıyla içerden yönetimdir. Empower’dır. Power burada İktidar değil kendini güçlendirmek yetkin kılmaktır. Yani Spinoza’nın ifadesi ile söyleyecek olursak; kendi kudretlenmesidir…

View original post 437 kelime daha

Çeviri Derlemesi: Pontos Soykırımı

Dünyadan Çeviri

2017-05-06-PHOTO-00002194Pontos Soykirimi Çeviri Derlemesi

  • Osmanlıdan Cumhuriyete miras: Anadolu’nun Türkleştirilmesinde Pontos Helen soykırımı – Panagiotis Diamantis
  • Pontos soykırımı – Kostas Fotiadis
  • Yüz yıllık sessizlik – Thea Halo
  • Vatikan arşivlerinde Pontos Rum Soykırımı – Dr. Theodosios Kyriakidis

View original post

Siyasetin üç hali: olağanüstü, olağan, olağanaltı

Can Evren

17 Nisan Pazartesi sabahı sokağa çıkıp otobüs durağına vardığımda, önümden geçen ilk belediye otobüsüne baktım. Saat sabah sekiz civarıydı yanılmıyorsam. Otobüs tıklım tıklım dolu, bildiğimiz gibi birinin kolu camdan fırlıyor, birinin çantası kapıya sıkışıyor. Olağan koşuşturma şehre hakim. Ben de kütüphaneye gidip, iki gün sonra teslim etmem gereken yazıyı bitirmeliydim ve bu pazartesi sabahı, işyerim sayılabilecek kütüphanelerden birine doğru yoldaydım. Börekçiler her gün olduğu gibi sabahın erken saatinde açmış, böreklerini fırına atmış, işe giderken atıştıracak binlerce müşteri için girecekleri hizmet yarışına hazırdılar. Dükkanların çoğu herhangi bir başka gün gibi, açıktı.

View original post 1.963 kelime daha

Kampüssüzler ve Dayanışma Akademileri

YERSİZ ŞEYLER

Konuyla ilgili vidyoları izleyip haberdar olunuz:

Facebook’ta eklemeniz gereken sayfalar şunlar:

15219469_1605136316461585_6634913369332915037_n17523491_1450865634954570_2658654007511363460_n15747723_228282810954297_3090825307572683370_n17523395_808911069256788_2217836877369777233_nizmir15390916_621982448003934_2656726652887810126_n15203256_729752173847911_5243115233798233549_n

Bunlar da Twitter’da eklemeniz gereken hesaplar:

wganur9w15390916_621982448003934_2656726652887810126_nizmirsnmzdcueooxipzag8szcsu0xplbychhb

Eksik bıraktıklarım varsa bana bildiriniz.

IBF

View original post